İçeriğe geç

Kerem kasidesi kimin ?

Kerem Kasidesi kimin? Kayseri’de Bir Kış Gecesi Başlayan Hikâye

Buna da Göz Atın: Kerem ismi dinen uygun mudur ?

Merhaba arkadaşlar! Bu içerikte “Kerem kasidesi kimin” ile ilgili en güncel bilgileri sizlerle paylaşacağız.

Şehir, kitaplar ve içimde büyüyen boşluk

Kayseri’de kışın nasıl geçtiğini bilirsin; sokaklar erken kararır, rüzgâr binaların arasından ince ince dolaşır ve insanın içini biraz daha kendi içine kapatır. Benim 25 yaşım da tam böyle bir mevsimin içinde akıp gidiyor. Günlüklerime baktığımda hep aynı duyguyu görüyorum: bir şeyleri arıyorum ama neyi aradığımı tam bilmiyorum.

O akşam da öyleydi. Erciyes’ten esen soğuk, penceremin kenarını titretiyordu. Masamda açık defterim, yarım kalmış cümlelerim ve altı çizili kitap sayfaları vardı. Üniversiteden kalma bir edebiyat kitabını karıştırıyordum. İçinde eski şiirler, kasideler, anlamını yarım bildiğim ama içime dokunan kelimeler…

Sonra o cümleye rastladım: “Kerem kasidesi kimin?”

Sanki basit bir soru değil de içimde yıllardır dolanıp duran bir eksikliği işaret ediyordu.

O an durdum. Kalem elimde askıda kaldı. Çünkü bazı sorular vardır ya, cevabından çok sende bıraktığı hisle büyür. Bu da onlardan biriydi.

Bir kasideyle başlayan merak

Kerem Kasidesi… İsmi bile insana eski bir hikâyenin kapısını aralıyor gibi geliyor. O gece internette araştırmaya başladım. Sayfalar arasında gezinirken farklı isimler karşıma çıktı. Bazı kaynaklar farklı şairlerden bahsediyor, bazıları ise kasidenin kime ait olduğunun net olmadığını söylüyordu. Bir kısmı Osmanlı şiir geleneğine, bir kısmı da klasik kaside anlayışına bağlamaya çalışıyordu.

Ama net bir cevap yoktu.

“Kerem kasidesi kimin?” sorusu büyüdükçe içimde başka bir şey oldu: sanki bu kaside sadece bir şaire değil, bir duygunun kendisine aitmiş gibi hissettim. Belki de mesele kimin yazdığı değil, kimin hissettiğiydi.

Defterime şunu yazdım o gece:

“Bazen bir şiir bir kişiye değil, bir kalbe aittir.”

Bunu yazarken içimde garip bir sızı vardı. Çünkü o sıralar birine söyleyemediğim şeyler birikiyordu. Adını bile yüksek sesle söyleyemediğim bir duygunun içinde sıkışıp kalmıştım.

Kayseri sokaklarında bir düşünceyle yürümek

Ertesi gün sabah erkenden dışarı çıktım. Hava buz gibiydi. Ellerim cebimde, kulaklarımda müzik olmadan yürümek garip bir şekilde iyi geliyordu. Sanki şehir benim iç sesimi daha net duymama izin veriyordu.

Bir kitapçıya girdim. Rafların arasında eski edebiyat kitaplarını aradım. Bir köşede sararmış sayfaları olan bir divan şiiri derlemesi buldum. Sayfaları çevirdikçe kasideler, gazeller, beyitler arasında kayboldum.

Ama Kerem Kasidesi yine net bir şekilde karşıma çıkmadı. Sadece izleri vardı.

O an şunu düşündüm: Bazı şeyler kitaplarda değil, insanların hayatlarında saklıdır.

Ve ben kendi hayatımda eksik olan şeyi arıyordum aslında.

Hatırladığım bir yüz ve yarım kalmış bir konuşma

Kasidenin peşine düşmem aslında başka bir şeyi hatırlattı. Üniversite yıllarında aynı sıralarda oturduğumuz birini… Adını şimdi burada yazsam bile anlamı değişmeyecek birini.

Onunla bir gün kütüphanede karşılaşmıştım. Elinde eski bir şiir kitabı vardı. Sayfaları çevirirken gözleri ışık gibi parlıyordu. Bana dönüp “Kerem kasidesini biliyor musun?” diye sormuştu.

O an bilmiyordum. Sadece gülümsemiştim. Ama o soru içimde kalmıştı.

Şimdi yıllar sonra aynı sorunun peşine düşmüş olmam tesadüf gibi gelmiyor.

Belki de bazı sorular insanın kaderine dönüşüyor.

O gün ona cevap verememiştim. Sonra hayat aramıza mesafeler koymuştu. Konuşmalar azalmış, yollar ayrılmıştı. Ama içimde bir yerde o yarım cümle hâlâ duruyordu.

“Kerem kasidesi kimin?”

Belki de onun bana bıraktığı son iz buydu.

Gece, defter ve içimde büyüyen sorular

Gece tekrar masama oturdum. Kayseri’de sokaklar sessizdi. Sadece uzaklardan geçen bir araba sesi, sonra tekrar sessizlik.

Defterimi açtım ve yazmaya başladım:

“Eğer bir kaside birini anlatıyorsa, ben kimin anlatıldığını değil, neden anlatıldığını merak ediyorum.”

Çünkü Kerem Kasidesi artık benim için bir edebiyat sorusu değildi. Bir duygunun adıydı. İçimde kalan, tamamlanmamış, yarım bırakılmış her şeyin sembolü gibi duruyordu.

Bazen insan bir şiiri anlamaya çalışırken aslında kendi hayatını çözmeye çalışır.

Ben de bunu yapıyordum.

Bir kitap sayfasında kaybolan cevap

Günler sonra tekrar aynı kitapları karıştırdım. Bu kez daha dikkatliydim. Bir dipnotta kaside geleneğinden, sevgiden, övgüden, hatta bazen aşkın ilahi bir forma dönüşmesinden bahsediliyordu.

Ama Kerem Kasidesi yine net bir kimlik taşımıyordu.

İçimde bir hayal kırıklığı oluştu. Sanki bir şeyi bulacağıma inanmıştım ama elimde sadece daha fazla soru vardı.

Yine de garip bir huzur da vardı.

Çünkü artık şunu anlamaya başlamıştım: her şeyin net bir cevabı olmak zorunda değil.

Bazen belirsizlik bile insanın içini büyütür.

Kayseri’de bir bankta otururken

Bir akşam yürüyüşe çıktım. Şehir ışıkları yeni yeni yanıyordu. Bir bankta oturup Erciyes’e baktım. Dağın soğuk silueti gökyüzüne karışıyordu.

O an aklıma yine aynı soru geldi:

“Kerem kasidesi kimin?”

Ama bu kez cevap aramıyordum. Sadece dinliyordum.

İçimdeki ses bana şunu söylüyordu:

“Belki de bu kaside bir kişiye ait değil. Belki de senin eksik kalan tarafına yazıldı.”

Bu düşünce garip bir şekilde içimi acıttı.

Çünkü haklıydı.

Bir duygunun adı olarak Kerem Kasidesi

Günler geçtikçe bu soru hayatımın içinde başka bir yere yerleşti. Artık sadece bir merak değildi. Bir his haline gelmişti.

Kerem Kasidesi benim için artık bir metin değil, bir duygu olmuştu. İçimde yarım kalan cümlelerin, söylenmemiş sözlerin ve geri alınamayan bakışların toplamıydı.

Bazen insan bir şeyi öğrenmek için yola çıkar ama aslında kendini bulur.

Ben de kendimi bulmaya başlamıştım.

Ve fark ettim ki, en büyük eksiklik bazen bir kişinin yokluğu değil, söyleyemediklerin oluyor.

Sonra gelen sessiz kabulleniş

Bir gece defterimi kapattım. Uzun süre yazmadım. Sadece düşündüm.

Artık “Kerem kasidesi kimin?” sorusuna net bir cevap aramıyordum. Çünkü o soru benim içimde başka bir şeye dönüşmüştü.

Bir hatırlamaya.

Bir kabullenişe.

Bir vedaya.

Kayseri’nin soğuk gecelerinde, camın kenarına düşen buğuda kendi yüzümü görürken şunu fark ettim: bazı sorular cevaplanmak için değil, insanı dönüştürmek için vardır.

Ve ben değişmiştim.

Daha sessiz, daha derin, biraz daha kırık ama daha farkında birine dönüşmüştüm.

İçimde kalan son cümle

Şimdi geriye dönüp baktığımda, o gece defterime yazdığım ilk cümle hâlâ aklımda:

“Bazen bir şiir bir kişiye değil, bir kalbe aittir.”

Kerem kasidesi kimin diye başladığım yolculuk, aslında bana bunun cevabını vermişti.

Belki de hiçbir şaire.

Belki de sadece hissetmesini bilen herkese.

“Kerem kasidesi kimin” konusunu beğendiyseniz Yahu sayfamızdaki diğer makalelerimize de göz atmanızı öneririz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

https://www.forummadencilik.com.tr https://dragonmakina.com.tr https://charterucakbileti.com.tr Sitemap
betcivdcasino güncel girişilbet casinoilbet yeni girişBetexper giriş adresibetexper.xyzm elexbet