Yahu sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. “Körlük film ne anlatıyor” hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!
Körlük Film Ne Anlatıyor? İçimde Kalan O Sessiz Çöküş
Kayseri’nin kışları sert olur. Sabahları camın buğusu, akşamları ise insanın içine çöken o sessizlik… O gün de öyle bir gündü. Ne dışarı çıkasım vardı ne de bir şey yapasım. Sadece odada, eski battaniyenin altına gömülmüş halde ekrana bakıyordum. “Körlük” filmine başlamam da biraz bu ruh hâlinin sonucuydu aslında. İçimde garip bir boşluk vardı, tarif etmesi zor; sanki bir şey olacak ama ne olduğunu kimse bilmiyor gibi.
Film başladığında hissettiğim şey merak değildi. Daha çok huzursuzluktu.
Görmenin Kaybı, Dünyanın Çöküşü
“Körlük film ne anlatıyor?” diye soranlara hep yüzeysel bir cevap verilir: İnsanların bir anda görme yetisini kaybettiği bir salgın… Ama o gün ekranda gördüğüm şey bir hastalık hikâyesi değildi sadece. Bu, insanlığın kendi içine çöküşüydü.
Filmde ilk kör olan adamı gördüğümde içimde bir şey kıpırdadı. O panik, o anlam verememe hâli… Sanki bir sabah ben de uyanıp dünyayı flu görmeye başlayabilirmişim gibi hissettim. Kayseri’nin gri sokakları bile gözümde farklı görünmeye başladı o an.
İnsanların karantinaya alındığı o büyük bina sahnesi var ya… İşte orada boğazım düğümlendi. Herkes bir arada ama kimse kimseyi gerçekten görmüyor. Garip bir ironi. Görmek var ama anlamak yok.
Ben o sahnede kendi hayatımı düşündüm. Gün içinde kaç insanla konuşuyorum ama kaçını gerçekten “görüyorum”? Belki de hepimiz biraz körüz, sadece kabul etmiyoruz.
Beyaz Körlük ve İçimdeki Boşluk
Filmdeki körlük “siyah” değil, “beyaz” bir körlük. Her şey bembeyaz oluyor. İlk başta bu bana şiirsel gelmişti. Ama sahneler ilerledikçe o beyazlığın aslında bir yok oluş olduğunu anladım.
O beyazlık… bana Kayseri’de kışın sabah erken saatlerde her yerin sisle kaplanmasını hatırlattı. Ama filmdeki gibi huzurlu değil, aksine tehditkâr bir beyazlık.
O an kendime dürüst oldum. İçimde de böyle bir beyazlık var mı diye düşündüm. Bazen hiçbir şey hissetmediğim anlar oluyor ya… işte onlar sanki o körlük gibiydi. Görüyorsun ama anlamıyorsun, hissediyorsun ama tutamıyorsun.
Bu düşünce beni rahatsız etti. Hatta biraz da korkuttu.
Askeri Karantina ve İnsanlığın Dağılışı
Filmin en ağır bölümlerinden biri, insanların bir akıl hastanesi ya da depo gibi bir yerde toplanmasıydı. Düzen var gibi ama aslında yok. Güçlü olanın zayıfı ezdiği, kuralların sadece kâğıt üstünde kaldığı bir yer.
O sahneleri izlerken midem sıkıştı. Çünkü orada olan şey çok tanıdık geldi. Sadece uç bir versiyonuydu.
İnsanların açlıkla, korkuyla, belirsizlikle nasıl değiştiğini görmek… bu bana insanın ne kadar kırılgan olduğunu hatırlattı. En medeni dediğimiz anlarda bile, birkaç gün içinde her şeyin çözülebileceğini görmek ürkütücüydü.
Bir ara durup ekranı kapatmayı düşündüm. Ama yapmadım. Çünkü içimde garip bir şekilde devam etme isteği vardı. Sanki izledikçe kendimi de çözecektim.
Görmeyi Bilen Kadın
Filmde en çok beni etkileyen karakter, görmeye devam eden kadındı. Ama bu bir ayrıcalık değil, bir yük gibi taşınıyordu onun içinde.
Onun gözünden dünyayı izlemek… acı vericiydi.
Kayseri’de yürürken bazen kalabalığın içinde bile yalnız hissederim. Ama onun yalnızlığı çok daha derindi. Çünkü herkes karanlıktayken senin görmen, seni kurtarmıyor; aksine seni daha da yalnız bırakıyor.
O kadının çaresizliği içime işledi. İnsan bazen bilmenin bir lanet olduğunu hissediyor ya… işte o sahneler tam olarak bunu anlatıyordu.
Ben o an düşündüm: “Gerçekten görmek istiyor muyuz, yoksa sadece gördüğümüzü sanmak mı daha kolay?”
Cevap vermedim. Veremedim.
İnsanlığın En Zayıf Hali
Film ilerledikçe düzen tamamen çöküyor. Yemek kavgası, güç savaşları, korku… Hepsi birer birer ortaya çıkıyor. İnsan dediğimiz varlığın ne kadar ince bir çizgide durduğunu görmek, içimi rahatsız etti.
Bir sahnede insanlar yemek için birbirine saldırıyordu. O an ekrana bakarken kendimi suçlu hissettim. Sanki ben de oradaydım ve hiçbir şey yapmıyordum.
Aslında film tam da bunu yaptırıyor: izlerken seni seyirci olmaktan çıkarıp tanık yapıyor. Ve tanık olmak bazen en ağır şey.
Kayseri’de o akşam dışarı baktım. Sokak lambaları yanıyordu. İnsanlar yürüyordu. Ama kafamın içinde filmdeki o karanlık bina vardı.
Görmek Sadece Gözle Olmaz
Filmin en sert mesajı bu olabilir.
Görmek, sadece gözle yapılan bir şey değil.
Ben bunu en çok finalde hissettim. Kaçış, yeniden dış dünya, eski hayat… ama hiçbir şey eskisi gibi değil. Çünkü insan değişmiş oluyor artık. Körlük geçse bile, içindeki iz kalıyor.
O noktada kendi hayatıma döndüm. Kaç şeyi gerçekten görüyorum? Kaçını sadece bakarak geçiyorum?
Bir gün otobüste camdan dışarı bakarken bile aslında zihnim başka yerde oluyor. Belki de hepimiz sürekli “bakıyoruz” ama çok az “görüyoruz”.
Bu düşünce içimi huzursuz etti ama aynı zamanda bir şeyleri de yerine oturttu.
Filmden Sonra Kalan Sessizlik
Film bittiğinde hemen kalkmadım. Ekran karardı ama ben biraz daha orada kaldım.
İçimde garip bir ağırlık vardı. Ne tam hüzün ne tam boşluk… ikisinin arasında bir yerde.
Kayseri’nin gece sessizliği daha da derinleşmiş gibiydi. Sanki film sadece ekranda değil, odamın içinde de devam ediyordu.
O an günlük defterimi açtım. Yazmak istedim ama kelimeler tam çıkmadı. Sadece şunu yazabildim: “Görmek bazen yük olabilir.”
Sonra kapattım.
Körlük Film Ne Anlatıyor? İçimde Kalan Gerçek
“Körlük film ne anlatıyor?” sorusunun cevabı aslında basit gibi görünse de çok katmanlı.
Bir salgın hikâyesi değil sadece.
Bir distopya değil sadece.
İnsan olmanın kırılganlığı.
Güç, korku, açlık ve yalnızlık karşısında neye dönüştüğümüz.
Ama benim için en önemlisi şu oldu: İnsan bazen her şeyi görür ama hiçbir şeyi anlamaz.
Film bunu tokat gibi yüzüme vurdu.
Ve o tokat, kolay geçmedi.
Şimdi aradan günler geçti ama bazı sahneler hâlâ aklıma geliyor. Özellikle o beyazlık… ve insanların birbirine dönüşme şekli.
Kayseri’nin soğuk sabahlarında yürürken bile bazen o beyazlığı hatırlıyorum. Sisli bir sokakta yürürken, aslında gördüğüm şeyin ne kadar gerçek olduğunu sorguluyorum.
Belki de film bana şunu bıraktı: Görmek sandığımız şey, sadece alışkanlık olabilir.
Ve bu düşünce, insanın içine kolay kolay sığmıyor.